EMRE’den vecizeler, nükteler, güzel sözler:
Kur’an
Arapça değil Rabça’dır. Kur’anı ne Arap anlar, ne Türk; Kur’anı Kur’an
anlar.
(1952 yılı konuşmalarından)
*** *** *** ***
Peygamberler
Allah’ın elbiseleridir. Allah elbisesi eskiyince, yeni bir elbise daha giyer
*** *** *** ***
Eğri
bir tel bir delikten nasıl giremezse, eğri bir kalp de mâneviyat kapısından,
yani (Gönül) den içeri giremez.
*** *** *** ***
Yemin
ederken Kur’ana elimizi değil kalbimizi koymalıyız. Hele Kur’anı kalbimize koyarsak,
yemine de lüzum kalmaz.
*** *** *** ***
Dindar
ol ama (dini dar) olma.
*** *** *** ***
Maziyi
unutmayan istikbâli göremez.
*** *** *** ***
Hayvanın
gübresi ardından, insanın gübresi ağzından çıkar: Kötü söz.
*** *** *** ***
İlimsiz
şefkat bile bir zulümdür.
*** *** *** ***
Sual – Madem
Mûsa Allah’ı görememiş, peki, Tevrat Allah kelâmı olduğunu nasıl bildi?
Emre – Bu
konuştuğumuz sözler Allah kelâmı mı, Şeytan kelâmı mı?
Sual – Allah
kelâmı.
Emre – Sen
bilirsinde Mûsa bilemez mi?
*** *** *** ***
Atatürk’e
dinsiz diyenler, onun yıktığı taassup binasının kerpiçleridir.
*** *** *** ***
Allah
bir eve benzetilecek olursa, “Rab” bunun kapısıdır.
*** *** *** ***
Hacerûl’esved,
bütün insanların gözleri bir araya getirilerek tevhîd edilmiş tek bir gözdür.
*** *** *** ***
Sual – Şu
tasavvufa aklım bir türlü yatmıyor.
Emre – İyi
ki yatmıyor. Yatsa, mutlaka uyuyacak.
*** *** *** ***
Bir
musîbeti, bir felaketi tatlı ve hoş görürsek, o musîbet ve felaket rûhun gıdası
olur.
*** *** *** ***
İnsan,
insanlaştıkça insanları sever. Hayvanların akrabası, çoluğu çocuğu olur mu?
İnsan ağaca benzer: Dallarını ayrı görmez.
*** *** *** ***
Sual - Herhangi bir parti ile alâkanız var mı?
Emre – Hayır, biz, “parti” değil,
“küll”üz.
*** *** *** ***
Gülmek
kolay, ağlamak zordur. İki şeker parçası kuru kuruya birbirine yapışmaz; fakat
ıslatılırsa yapışabilir. Mâneviyatta de insanları birbirine gözyaşı
birleştirir.
*** *** *** ***
Hacca
gidecek olanlar, küsmüş oldukları kimselerle barışıyorlar. Ne güzel şey...
*** *** *** ***
Biz
kimseye küsmeyelim, kırılmayalım. Kırık bir kâsede su durur mu? Kırık bir
kalpte de Allah durmaz.
*** *** *** ***
İnsanların
kabahatlerini görürsek, yani onları bu kabahatlerinden dolayı kınarsak, o
kabahatlere ortak olur, asıl büyük suçu biz işlemiş oluruz.
*** *** *** ***
Allah’a
yakın olanların fücûrattan sakınıp, takvâ yolunu tutmaları mutlak şarttır.
Uzakta bulunan bir pisliğin kokusu burnumuza gelmez: sâdece sözü kulağımıza gelir.
Halbuki yanımızda bulunan pislik, bizi, kokusuyla rahatsız eder.
*** *** *** ***
Güneş
bir ama, tecellisi cisme göredir.
*** *** *** ***
Büyüklük,
seni büyük görenin karşısında küçülmektir. Bazı kimseler, hürmet gördükçe, daha
beter şişerler. Halbuki için kan, dışın gündür. İki dakika sonra başına ne
geleceğini bilemezsin; hani, nerede kaldı büyüklük?
*** *** *** ***
Hiçbir
kimse, tesellisiz yaşayamaz; fakat teselliyi unutmayan da (Hakikat)i anlayamaz.
*** *** *** ***
Allah’la
aramızda bulunduğundan bahsettikleri hicap; herkesin kendi ahlâkı, kendi
tabiatları, kendi aklı, kendi bilgisi, kendi inanışıdır.
*** *** *** ***
Akıl,
o âlemde yürüyemez. Baksana, Hz. Muhammed’in aklı bile (Sidre-i Müntehâ)ya
kadar gidip, orada duruyor. Ondan öteye ancak (Âşk) gidebilir.
*** *** *** ***
Anamızın
karnında hareket edebilirdik ama, yürüyemezdik. Şimdi de aklımızın karnındayız;
şimdi de yürüyemiyoruz. Zaman gelecek, doğacağız, büyüyeceğiz, yürüyeceğiz.
*** *** *** ***
Şu
nefsin kuyruğunu bir koparsak.
*** *** *** ***
Beyin
denizine, ilim rüzgarını estirdikçe, orada dalgalar, yani girintiler,
çıkıntılar çoğalır, kafa inkişâf eder.
*** *** *** ***
Eğrilik,
kötü kalplilik ateşe benzer; bulunduğu yeri mutlaka yakar.
*** *** *** ***
Karagöz
perdesi, kâmil bir insanın kara gözünün bir perdesidir. Gözbebeğine de zaten
(Şah) diyorlar.
*** *** *** ***
İnsan
çok büyüktür ama, küçüklüğünü bilse.
*** *** *** ***
Bize
(Mum söndürürler) bile diyorlar. Hâşâ! Biz, kendi mumumuzu söndürür, Allah’ın mumunu yakarız.
*** *** *** ***
En
zor şey, dönen dünyanın üzerinde dönmeden durmaktır.
*** *** *** ***
Nasrettin
hocanın sözleri, tohuma benzer: O, (Büyük Hakikat) ağacını güldürücü sözlerin
tohumuna gizlemiştir. Tohumun kabuğu ne kadar sağlam olursa, içinden çıkan ağaç
o kadar çok yaşar. Nasrettin Hoca da onun için zamanları aşıp geliyor.
*** *** *** ***
Kimsenin
dini inanışına karışmayacağız. Herkes bizim gibi düşünemez. Şu yoldan, bir
günde ne kadar insan geçiyor. Bunların hepsine: (gelin, beraber geçelim)
diyebilir misiniz?
*** *** *** ***
Vicdanı
muazzep olmayan insan, ölüdür. Bir ölüye iğne batırsan duyar mı? Başkalarının
ızdırabından acı duyanlar, onlara bitişiktirler. Bunlar büyük adamlardır.
*** *** *** ***
Emre – Allah! Demesini bilen bir
insan deli olmaz. Deli olanlar Allah’ta fâni olmamış sahte şeyhlerin, bizzat
kendileri Allah! Demesini bilmeyen şeyhlerin delirttikleri kimselerdir.
Müritlerine mânen hakim olamadıklarından, biçareleri delirtirler. Çünkü
müritleri kendilerinden daha müstaittirler; ileri gitmek isteyince rehbersiz
kalır delirirler.
*** *** *** ***
Emre – Şeriat= Şeri at! Hakikatten,
şeriat, yalnız kaideler, nizamlar topluluğu demek değil, asıl şeriat, nefisteki
şerleri atabilmektir.
*** *** *** ***
Emre – İnsan, hakkı, hakikati her
gördüğü yerde tanımaz ve kabul etmezse, daima azap içinde yanar.
*** *** *** ***
Emre – Her şey şerh edilir de, bizim
bu halimiz şerh edilemez. Ancak, zamanla ve muhabbet yoluyla olur bu iş.
*** *** *** ***
Emre – Dayaktan kokan çocuklar ıslah
olurlar. Korkmayanlar sonra kendi kendilerini cehalet, sefalet değnekleriyle
döverler; hatta uykularında bile döverler.
*** *** *** ***
Emre – (Defineler, inlemezse, yedi
senede bir inler) diyorlar. İşte Rıza Murad Bey, Malatya’da inleyip, bu hâli
ekip duruyor. Bu sözü, bu hâli anlatmak için söylemişler.
*** *** *** ***
S – Siz alevî misiniz?
Emre – Biz alevî değil, ilâhiyiz.
*** *** *** ***
Emre – İnsan ağlayarak doğduğundan,
her hâli şikayettir. Sevmek de bir şikayettir.
*** *** *** ***
Emre – Ağlamak= Ağılamak; nefsin
ağısı, zehiri, hakikatten gözyaşıdır.
*** *** *** ***
Emre – İlmin nihayeti zevktir.
Kendimizi bilmek sûretiyle öğreneceğimiz ilim bizi bu zevke getirir. Cezbe ve
âşk bile kayıttır. Hiçbir kaydımız yok; fakat hiçbir kayıttan da geçmeyiz. Her
tarikat bizim; bir adımlık bile yolumuz, tarikatımız kalmadı.
*** *** *** ***
S – Âşk kayıt mıdır?
Emre – Âşıkın sözü ile
uğraşılıyorsa, hâli tecelli etmiyorsa, kayıt.
S – Yazılması lazımdı da onun
için sordum.
*** *** *** ***
Emre – Nokta olmayan, ilimlerin
nokta hâline getiremez; cümle olmayan, cümle göremez.
*** *** *** ***
Dünya
siyaset ile mânevi saadet bir arada yaşayamaz. Onun için bizim kat’iyyen din,
millet tefrikimiz yoktur. Her din, her mezhep bizimdir. Onları oldukları gibi
kabul ederiz. Değiştirmek kudretine mâlik olsak bile, değiştirmeyiz. Ne
yaparsak, Allah’ın yapmış olduğu gibi yapmaya çalışırız. Her uzuv, yerli
yerinde güzeldir. Gözü çeneye getirsek, gene görür ama, biçim bozulur. (Ama,
mezahır âleminde siyasette lazımdır, her şey de. Hz Muhammed, her şeyi yerli
yerinde kullanmıştır.
*** *** *** ***
Emre – Hafız!
-
Efendim.
-
Değneğini
ne yaptın?
-
Elimden
aldılar. Kimin aldığını bilmiyorum.
-
Bak,
ben gözlüğümü cebimde taşıyorum; sen değneğini niçin cebine koymuyorsun?
*** *** *** ***
Emre – Hâkikat hayvana değil, insana
benzer. İnsan çıplak gezemezse, hâkikat, yani Allah ve tasavvuf kelâmında
çıplak olamaz, hep örtülü, kapalı; rumuzludur. Bunun için (İlmi Ledün)
diyorlar. Her peygamber ona bir elbise giydirmiştir. H3akikatin elbisesi din ve
şeriattır.
*** *** *** ***
Emre – Allah, Hâlik daima bir
hâldedir. Ancak mahlukat her vakit oluş hâlindedir. (Külle yevmin Hüve fi şe’n)
ayetini böyle anlamak lazımdır.
*** *** *** ***
Emre – Yirminci asrın insanı eline
tesbih alır çekerse, bu, posteki olur. Biz onların yerine o postekiyi çok
saydık. Evvelden sadrazamlar bile postekide otururdu; şimdi koltukta
oturuluyor. Koltuğunsa, posteki gibi sayılacak kılı yok. Bu asır, anlayış ve
irfaniyet asrıdır. Posteki tekkelerin, rahle de medreselerin altında kaldı.
*** *** *** ***
Emre – Peygamberlerden iki lisan
bilen yoktur. Bilseler getirdiklerin kitabın iki dilden olması lazımdı.
*** *** *** ***
Emre – Her hikmetin başı, korku
olduğu gibi, her marifetinde başı korkudur. Düşman korkusu olmasaydı füzeler
müzeler icad edilemezdi.
*** *** *** ***
Emre – Reisi cumhur nasıl bir yere
yalnız gitmezse, Allah da bir gönüle yalnız girmez... Onun da tevâzu, sevgi,
şefkat, vicdan af gibi adamları vardır; onlarla gelir. Onun için Allah’ı davet
eden gönül dar olmamalıdır. Geniş gönül sahipleri kimseye kızmazlar, her şeyi
hoş görürler.
*** *** *** ***
Emre – Herkesin yönü Allah’a
dönüktür. Herkes, kendi kanaatinin, kendi inancının adımlarıyla Allah’a doğru
yürümektedir. Herkes her şeyi söylemekte haklıdır; sövebilir, kızabilirler. Ne
tarafa doğru yürüseler, yönleri bize doğrudur; sövseler, sövme adımlarıyla,
kızsalar kızma adımlarıyla bize geliyorlar.
*** *** *** ***
Emre – İnsanlar gençlikte hayâlle,
yaşlanınca mâzi ile uğraşırlar, ne yazık.
*** *** *** ***
S – Tarikata giren ağlamalı imiş.
Emre – Giren ağlasın; çıkanlarda
gülsün oynasın.
*** *** *** ***
Emre – Dünya harpsiz yaşamazmış.
Ateşsiz olmaz. Vücut bile hareketsiz yaşayabiliyor mu?
*** *** *** ***
Emre – Tapmak, insanın kendisini
unutmasıdır. Allah için insan ateşe tapsa, boşa gitmez. Fakat kâfi değil. Ama
yine de dünyaya, mala, paraya tapmak iyidir. Bu hiç olmassa bir yoldur. Para,
mal ise çıkmaz sokaktır.
*** *** *** ***
Emre – Allah, bir kâmilden (Ben!)
der ama, benliksiz, isimsiz (Ben!) der. Onu böyle Allah’ta fâni olduğu zaman
kalbimize alabilir, ona murâbıt olabilirsek kurtuluruz.
Mansur (Enelhâk!) der ama, (Ben
Mansur’um!) diyemez, derse, iblisiyettir.
*** *** *** ***
Emre – Âşkın gömleği ilim, ahlâk, ve
dindir. Âşk bunların ötesindedir.
*** *** *** ***
Emre – Taassup, komünizm gibi
serbest ve hâin fikirlere mâni olur. Taassup da iki türlüdür: İlmi taassup,
cehlî taassup. Birincisi, vatanı, dini, namusu muhafaza etmek için lazım. Cehlî
taassup, ne olduğunu bilinmeden, şuursuzca saplanılan taassuptur. Bu fenz. Bu,
halkı tembelliğe ve irticâa götürür. Vatanı, milleti, dini de muhafaza edemez.
*** *** *** ***
Emre – Gün, bir tane. Fazla değil.
Biz bir tane olan günün içinden ömrümüz müddetince geçiyoruz. Attığımız ömür
adımlarını gün zannediyoruz.
*** *** *** ***
Emre – Kadınlık, erkeklik bir
elbisedir. Allah, kimimize kadın, kimimize erkek elbisesi giydirmiştir. Kim ne
derse desin. Hâkikat meclisine erkekte gelir, kadında. Filanca bir şey
söyleyecek diye elbisemizi çıkarır mıyız?
Hâkikatte ne erkek vardır, ne kadın.
Avrad derler ya; avrad, nefsine mahkum olan kimsedir, ister erkek olsun ister
kadın.
*** *** *** ***
Emre – Cebrâil, herkesin aklı değil,
Hz. Muhammed ve onun gibi olanların aklıdır.
*** *** *** ***
Emre – Küçük köylerde ne kadar benlik
ve dedikodu vardır. Köyler büyüyüp şehir oldukça dedikoduyu ve benliği
hazmeder. İnsanlar da mânen büyüdükçe gururlarını, benliklerini ve dedikoduyu
hazmederler; yani hem dedikodu etmezler, hem de edileni hazmederler.
*** *** *** ***
Emre – Telkin, ölüye değil,
İmamın arkasında cemaatta yani biz
yaşayan ölüleredir.
*** *** *** ***
Emre – Asıl iltifak, salat-ı
dâimdir. Yani insanın, işine gücüne alış verişine bakarken bile Allah’tan
ayrılmayışıdır.
*** *** *** ***
Emre – Kur’an camide okunur, derler.
Halbuki Kur’anı kahvelerde, meyhanelerde de okumalı ki oradakiler de istifade
etsinler. Çünkü camiye gidenler zaten her gün dinliyorlar. İstifade etmişlerse
etmişlerdir; edememişlerse, zaten edememişlerdir. Kur’an bir nasihattır;
nasihat ise, nerede olursa olsun, hem söylenebilir, hem dinlenebilir.
*** *** *** ***
Emre – Sevginin lisanı, tebessüm ve
güzel bakıştır. Dili anlamayan kimse yoktur.
*** *** *** ***
S – Ne tesadüf bu toplantı?
Emre – Tesadüf mü, taassup mu?
*** *** *** ***
Emre – Kabahat yapanın günahı
affolunur da, kabahat görenin günahı affolunmaz.
*** *** *** ***
Emre – Belki yirmi sene, Kadir
gecelerinde sabaha kadar uyumadım ki, ağaçların secde ettiklerini, göreyim.
Neden sonra anladım ki ağaç, benmişim. Secde edecek olan, beden değil, akıldır.
Onun için kimseyi kınamayız.
*** *** *** ***
Emre – Mânevi gözü şaşı olanlar insanları
kötü görüler. Halbuki her şey, olduğu gibi hoştur. Birçok kimseler bu yolda
yeni iken, insanları hor görürler. Siz, çocuklarınızı, kabahat yaptılar diye
evlatlıktan çıkarır mısınız? Allah da kullarından geçmez.
*** *** *** ***
Emre – Müptedilere göre konuşmak
riya değildir. Bu, onun iyiliği içindir. Hâkikati olduğu gibi söylersen,
hazmedemez, kusar. Hz. Muhammed de (Kellimünnâse alâ kaderi ukulihim= İnsanlara
anlıyacakları kadar söz söyleyiniz) demiştir.
*** *** *** ***
Emre – İnsan kendinden geçince,
başka yere geçemez. Onun için, semâ’da dönen mevlevilerin başları dönmez.
*** *** *** ***
Emre – Rabıta, elektrik düğmesini
çevirmeye benzer. Işık almak için fabrikaya yapışamazsın; ancak telin ucundan
alabilirsin.
*** *** *** ***
Emre – Kabiliyetli insanlar arıya,
kabiliyetsizler sineğe benzer. Arı ile sinek, teşekkülât itibariyle birdirler.
Fakat biri bal yapar, öbürü, pislik ve hastalık nakleder.
*** *** *** ***
S – Tasavvuftaki âşkı şehevî
mânâda anlayanlarda var.
*** *** *** ***
Emre – Bir kedinin kulağını
kıvırırsan miyav! Dan başka bir ses çıkarmaz. Onlar da haklıdırlar.
*** *** *** *** ***
Emre – Nasıl, bu yüzümü görmek için
bir aynaya ihtiyaç varsa, iç yüzümüzü görmek için de mânevi aynaya, bir
mürebbiye ihtiyaç vardır. Bir insan, hayattayken, kendi aklından, kendi
ahlâkından çıkıp mürşidinin kalbine girmezse, bu mesele hallolmaz.
*** *** *** ***
Emre – Hâlimizden şikayet bitti mi,
cehennemde odun kalmaz, her tarat cennet olur. Cehennemin odunu şikayettir.
*** *** *** ***
Emre – Öğünme, gururunun meyvesidir.
Bir ağaç, meyve vermeğe başladı mı, artık büyüyemez; gıdasını meyvesine verir.
Öğünen insan da, sanatında, mesleğinde ileri gidemez.
*** *** *** ***
Emre – Kalp kalesi içinde,
ahlâkımız, aklımız, arzularımız bulunan bir vücuttur. O da ancak âşk kılıcıyla
fet olunur.
*** *** *** ***
Emre – Aynanın içinde görülen hayâl,
hâkikatin kendisi olabilir mi? Biz de bu vücuttan görünüyoruz. Ama, hâkiki
varlığımız bu vücut değildir.
*** *** *** ***
Emre – Ben! Diyen, bir damladan
başka bir şey değildir. Çünkü kendini denizden çekip ayırıyor. Damlanın içine
girip de yıkanamayız. Neticede de, damla kurumaya mahkumdur. Damla olan
insanlardan istifade edilemez. İstifade, ancak damlasını (Deniz)e atıp deniz
olanlardan edilir
*** *** *** ***
Emre – Allah’ı mürşitsiz arayan,
kendi kendine arayan, kendi kendini bulur. İblis olur.
*** *** *** ***
Emre – Kulak temizlenince her sözü
temiz duyar, temiz anlar. Birisi, merkep zırt! Deyince cezbeye düşmüş.
*** *** *** ***
Emre – Şeriat. Kelimeyi ikiye ayıralım:
Şeri-at. Yani ahlâkındaki şerleri at. Hâkikatten, şeriat ahlâktır.
*** *** *** ***
Emre – Peygamberler, kâmiller neden
etrafındakileri uyandırmaya çalışırlar? Çünkü insanlar onların vücutlarının âzâları
gibidir. Onların ahlâklarını, kendi ellerini, yüzlerini temizler gibi temizler.
*** *** *** ***
Emre – Kur’anın lâfzı Arapça, fakat
mânâsı Rabça’dır.
*** *** *** ***
S – Yediler, filân neredeymiş?
Emre – Hâkikatte ne yedi var, ne
sekiz; yalnız bir vardır.
*** *** *** ***
Emre - Ehli şefkat kâmiller, Hâkikat
taliplerini tevazu ve sevgi kılıcı ile öldürürler.
*** *** *** ***
Emre – Haksızı haksız gördükçe,
haksızlık çoğalır. Geçinmek için muvakkaten idare etmek lazım. Elması kurşunla
keserler. Yumuşak olmalıyız ki sertlikleri, geçimsizlikleri halledelim.
*** *** *** ***
Emre – Burada, gideceği yeri
bilmeyen ve yapmayan, orada garip kalır.
*** *** *** ***
Emre – Kur’anı okuyup üfleyeceğimize
yutmalıyız; aklımızın, fikrimizin ağzıyla yutmalıyız. Asıl Kur’an ise canlıdır.
Ona da yutulmalı.
*** *** *** ***
Emre – Taassubun da faydası vardır:
Din ile dinsizliği ayar eder. Ama ayar ettikten sonra çekilir, gider. Taassup,
komünizm ile din arasında bir cephedir, dinin müdafaasıdır. Taassup olmasaydı
iş fenaydı. Bunlar hep Allah’tandır; kimsenin elinde değildir yaptığı.
*** *** *** ***
S – Dünya vaziyetini nasıl
buluyorsunuz?
Emre – Çok güzel! Her şey yerli
yerince olup duruyor; yapan, çok güzel yapıyor.
*** *** *** ***
Emre – Uyuyan adamı uyandırırsan
kızmaz mı? Kızar. Mutaassıpların mutasavvıflara kızması da kabildendir.
Mutasavvıflar onların gaflet uykusundan uyandırırlar; onlarsa kızarlar.
Mutasavvıflar bunu bildikleri için, kendilerine küfreden uyur gezerlere
kızmazlar.
*** *** *** ***
S – Çok şükür hastalık geçti!
Emre – Hastalık geçmedi, biz oradan
geçtik.
*** *** *** ***
Emre – (Ağlamak) ile (Ağılamak)
birbirine benziyor. Hâkikaten, nefsin ağısı, zehiri ilâhi ağlamaktır.
*** *** *** ***
Emre – Allah, gerek taktir, gerek
tahkik olarak kendisine yaklaştığımız zaman yüzümüzdeki bütün kirleri görür.
Onları temizlemek için bazen celâlini de gösterir. Onlar için: (Külli men alyha
fân ve yebkaa vechû Rabbike Zülcelâli vel’ikrân) demiştir. İkrâm, ancak
celâlden sonradır.
*** *** *** ***
Emre – Bu vücut, bir leşten başka
bir şey değildir. Biz öldükten birkaç hafta sonra Allah: (hadi şu vücudun içine
gir yaşa!) dese, bu çürümüş, kokmuş vücudun içine girmek ister miyiz?
*** *** *** ***
Emre – Herkesi hoş göreceğiz,
kimseyi kötü görmeyeceğiz. Etrafımızdaki insanlardan kimine (şu domuza
benziyor), kimine (şu köpeğe benziyor) desek, her yer hayvanlarla dolsa da
yalnız biz insan kalsak ne yaparız? Öyleyse, kimseyi kötü görmeyelim. Fena
olanları bile iyi görürsek, hem biz rahat ederiz, hem onları iyi ederiz.
*** *** *** ***
Emre – Tasavvufu (terk i dünya)
zanneden, tasavvufu anlayamaz. Dış ilimler gibi tasavvuf da terakki etti. Her
şeyi öğren, bunu da öğren.
*** *** *** ***
Emre – Allah’a varacak yegâne yol,
âşk ve sevgidir. Başka hiçbir yolu yoktur. Âşk, ana sütüne benzer. Ana sütü ile
beslenmeyen çocuklar nasıl cılız kalır, hastalanır belki de ölürlerse, âşksız
gidenlerde Allah’a varamazlar. İlimle, tespihle gidenler, yolda kalırlar.
*** *** *** ***
Emre – İnsan vücudu, maddi şeylerin
aksinedir. Mâdenler, sürtünmeden aşınır; halbuki, el işledikçe, deri
kalınlaşır. Yani çalışmak çok iyi bir şeydir.
*** *** *** ***
S – Haram nedir?
Emre – Kendi nefsine revâ görmediğin
bir şeyi başkasına yapmaktır.
*** *** *** ***