Unutulan Doğuşlar

 

 

 

262 A

 

Yine biz düştük zevka,

Bu zevk götürür Hakka;

Hiç varlığım kalmadı,

Yüzüne baka baka.

 

Yâr oturdu gönlüme,

Anlatayım ben kime?

Dostumdan emir geldi,

Diyor: kimseye deme!

 

Söyleme, yanmayınca,

Tamam inanmayınca;

Der ki: beni gösterme,

Gafil uyanmayınca.

 

Uyuyanlar göremez,

Gören, kimseye demez;

Bir kerre seni gören,

Günler geçer de yemez.

 

Görünce olur mecnun,

İçi, dışı olur hun;

Eğer görmek istersen,

Ten libasını soyun.

 

Yürü, yola ayak bas,

Kefeni boynuna as;

Bu kefeni biçmeğe,

O Dilber versin makas.

 

Al da kefenini biç,

Ecel şerbetini iç;

Eğer candan geçtiysen,

Yâr için varlıktan geç.

 

Böyle emreder Güzel,

Canı vermeli bedel;

Yanıyorum Dilberim!

Çağırırım, çabuk gel!

 

Bilemem dünya nere?

Aşkın gerek göstere;

Yine ben sarhoş oldum,

Cânânım tekrar vere.

 

Sen yaktın beni tekrar,

Bu (Emre) seni arar;

Cana ateş düşerse,

Âşıka gelmez zarar.

 

Doğuş Tarihi : 30.10.943

 

 

710 A

 

Eğer gülse fukara,

Sürerler ona kara;

Evvelden budur kanun,

Buna bulunmaz çare,

 

Görülür kabahati,

Eylemezler hörmeti;

Eğer zengin olursa,

Örtülür her illeti.

 

Anarlar mecaz ile,

Tatlıca avaz ile;

Her yanlar memnun eder

Renkli renkli naz ile.

 

Bir fakiri görseler,

fierri bulaşır derler;

Kapılar açık ise,

Gelir diye örterler.

 

Bu mudur Yârab âdet...

Çok ederler hakaret;

Zengini görürlerse,

Ona ederler rağbet.

 

Hep yüzüne bakarlar.

Ellerini sıkarlar;

Zengin bed sözler dese,

Derler: bize yok zarar.

 

(Emre) fakir, nideyim...

Fukara bulup deyim;

Zengin, yüzüne bakmaz,

Fakire boyun eğim. (1)

 

Doğuş Tarihi:  23.7.945

 

-----------------------------

(1) Eğeyim.

 

 

732 A

 

Devran açıldı, dolan!

Mahmur olur dolanan;

Bu takılan ziliften

Var mı acep kurtulan...

 

Görünmüyor kurtulmuş,

Kurtulup rahat olmuş;

Bu âlemde zevk etmek

Kan ile mi yoğrulmuş?

 

Kurtulunğ, (2) tekrar tutar,

Kurtulsan tekrar arar;

Ben neyleyim, Cânâna

Tutulmuşum çarnâçar.

 

Ayrılamam oradan,

Evvelden bitişik can;

O sevdada yok olsak,

Tekrar can verir Cânân.

 

Seyreder her mekâna,

Hükmeder Süleymana:

(Emre) bu sevda ile

Bitişmiştir Rahmana.

 

Aşk deryasında boğul,

Gel muhabbette yok ol;

Meftun eden Dilbere

Yokluktan geçer bu yol.

 

Yok olan, olur vâsıl,

Bu benlikten ne hâsıl?..

Yok olup vârolanlar,

Kendini bulur asıl.

 

Bak aşka bürünmüşe,

Yanıp da görünmüşe;

Müfessir tefsir etmez

Seyredilen bu düşe.

 

Aşka düşmeli meğer,

Bilir, düşerse eğer;

Bu (Emre) seyredince

Mahzunca boyun eğer.

 

Canı verir armağan,

Feda eder her zaman;

fiimdi görüp bakmıyan,

Sonunda olur pişman.

 

Her zaman olmaz fırsat,

Kabul olmuştur murat;

Kapı açılmış iken,

Sen (Emre) canını at.

 

Doğuş Tarihi : 5.1.946

 

---------------------------

(1) Kurtulursun.

 

 

974 A

 

Bir bahçe ektim de boyadım güle,

Durmaz da sulardım ben güle güle;

Gördüm harâbolmuş el gele gele.

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Ektiğim bahçenin gülleri solmuş,

Bülbüller gitmiş de kargalar dolmuş,

Yetişen çiçekler hep diken olmuş.

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Bu bahçe boyanmış hayvan izine,

Bülbüller uyar mı karga sözüne?..

Güller hoş görünmez kartal gözüne;

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Kanı biriktirdim ben damla damla,

Bülbül boyanmadı bizdeki hâle;

Kan ile sularken soluyor hâlâ...

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Gördüm harâbolmuş, gözlerim bakar,

İliğim, kanım da baktıkça akar,

Kuruyup gider de eder iftihar...

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Ayaklar tepeler, sanıyor izzet...

Gözünü kapamış, göstermez gaflet,

Bahçevanı görmez, ister inayet...

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Bülbül ile bu gül açmış arayı,

Kendine yaptırmış elden yarayı,

Rengine boyamış yerle semayı...

Vay benim emeğim... boşa gitti mi?

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Güllerin yerine dikenler açar,

Kargalar gelmiş de bülbüller kaçar,

Bu eken bahçevan olmuştur nâçaâr.

(Emre)nin emeği boşa gitti mi?..

Bu gülün ettiği hoşa gitti mi?

 

Doğuş Tarihi : ? Haziran 947

 

 

1014 A

 

Yine kahve sürüldü,

Sürüldüğü görüldü;

Kahvenin sevdasından

Nice beller büküldü...

 

İçmeden, hiç doğrulmaz,

İçse, bilinir Hicaz;

(Emre) alıp içince,

Kıldı daimî namaz.

 

 

 

Fihrist Tertibinden Sonra

Doğan Doğuşlar

 

 

 

1181

 

Bazı görünüşler hayale erer,

Bazı görünüşler cemale erer,

Bazı görünüşler visale erer,

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Yokluktan varlığa sel gibi akar,

Gafletten uyanan ibretle bakar,

Yolda durak yapan, göl gibi kokar,

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Bazıları yürür deryaya doğru,

Aslını anlıyan, Mevlâya doğru;

Hepisini cem et Leylâya doğru...

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Bilmezsen, acaip, tarif edilen...

Bu kadar söylenir: sıtreder beden. (1)

Geriye dönmüyor oraya giden;

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Gidenler gelmiyor, gelenler sıbyan;

Vücudu gibidir aklı da, üryan;

Tefekkür edenler ediyor seyran,

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

(Bize anlat!) dersek, dönmüyor dili,

Rumuznan söylüyor geldiği ili;

Ona yaklaşana diyorlar: deli!

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Mâlâyânî sözü onlar duymuyor,

Halleri kimseye dahi uymuyor;

Lüzumsuz sözlere akıl koymuyor;

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Nokta gibidirler, olmuşlar umman,

Onların dalgası, dertlere derman,

Onları aldatmaz devreden zaman,

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

Onlar farketmezler devreden günü,

Semayı doldrur söylenen ünü;

(Emre)nin dönmüştür onlara yönü,

Yürüyüp giderler yolu görenler,

Canını Mevlâya kurban verenler.

 

2.1.951  Saat:9.10

 

-----------------------------------------

(1) Sıtretmek = setretmek = örtmek.

 

 

1182

 

Bir hâl, etse tekâmül,

Açılır, sanki bir gül...

Yetişirse meyvası,

Emir gelir, der: bükül!

 

Bir hâl gelir dalına,

Seyredilir halına; (1)

Bahçıvan sahibolur,

O yetişen malına.

 

Yetiştiysen sen, güven!

Yabancı değil öven;

Uyan meyva! sen dahi,

Aman sakın, deme ben!

 

Ben! diyen, daim ular, (2)

Çürür de benzi solar;

Dikkat eyle, Bahçıvan,

Gerek olursa sular.

 

Buna benzer bütün iş...

Kök ol, toprağa bitiş.

(Emre)! yetişen ağaç,

Yeryüzüne bitişmiş.

 

fiefkat eyliyor toprak,

İbret ile ona bak;

Bu toprak tohumunu,

Yine toprağa bırak.

 

2.1.951  Saat: 21.00

 

--------------------------

(1) Halına = hâline.

(2) Ulmak = çürümek; ular = çürür.

 

 

1183

 

Acep neyliyelim sirkeli küpe?

Kulağını aç da takalım küpe:

Affeder mi acep Tanrı günahı,

Sığınıp sığınıp etmeden tövbe?

 

Muhammed demiştir: her haller yezul; (1)

Varıp teslim ol da ibret al gönül!

Ekşilik azaptır, yetiş de tatlan,

Yeter çektiklerin, affedil de gül.

 

Durmayıp da davet ediyor Allah,

Gönül! yeter, yaklaş, çabuk, ol ferah;

Bu hâl ile bitmez, daima azap...

Karanlık kaybolsun, doğmuştur o Mâh.

 

Hiç durmadan geçer devreden ömür,

İbret ile bakan âşikâr görür;

Nefs elinde esir, serbest olur mu?

Düşman, bir kimseyi bırakır mı hür?

 

(Emre)! aşka yapış, aradan kurtul,

Kafesi kır da çık, çabuk, serbest ol;

Geceyi gündüz et, vakıt geçmeden,

Hiçbir gözler görmez, geniş olsa yol (2)

 

Tarsus:  6.1.951   Saat: 20.45

 

--------------------------------------------

(1) Yezûl = zail olur. Küllü hâlin yezulü = her hal zeval bulur. Türkçesi: bu da geçer yâhû!

(2) Bir yol ne kadar geniş olursa olsun, onu karanlıkta hiçbir göz görmez.

 

 

1184

 

Gel ey badisabah! es bize biraz,

Eller gibi biz de alalım muraz; (1)

Neyleyim, bu talih ediyor garaz...

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Yaşadığım günler gamınan geçer,

Abıhayat varken, zehir, gam içer,

Giydiğim libası neden dar ölçer?

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Güneşin yerine karanlık doğar,

Bütün derd ile gam başıma ağar, (2)

Rahmetin yerine kızıl kan yağar,

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Ayağıma belâ, durmaz dolaşır,

Kaçarım, ardıma gelir, ulaşır,

Ben, bileyim derim, o der ki: şaşır!

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Sehmime (3) düşmüştür bu hâl, ezelî,

Ben kabul eyledim, hâli sezeli,

Böyle gösterirler, âdet, Güzel'i;

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Bilemiyorum ben, nasıl barışsam...

Kendimi yok edip ona karışsam...

Geri kalıyorum daim, yarışsam,

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Yetim kalmış idim ana - babadan,

Böyle takdir etti beni Yaradan,

Hamdüsenâ olsun, eyledi ihsan...

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Yüzümü döndürsem, gelir de deler,

Âdet böyle eder herkese Dilber,

fiikâyet edersem, döner de gider,

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

Durmayıp devreder bu fani hayat,

Kimler burada almış zalimden bir tad...

Güldürmez, ettirir herkese feryat...

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

(Emre)! anlıyanlar etmez şikâyet,

Sana ayna olsun diri Muhammed,

Kimseler eylemez, başka bir, himmet.

Bize mukadderat küstü mü acep?..

 

9.1.951  Saat: 9.00

 

-------------------------------------------

(1) Muraz = murad.

(2) Ağmak = yükselmek, yukarı çıkmak. Burada, toplanmak, üşüşmek mânâsına kullanılmıştır.

(3) Sehm = hisse; sehmime = hisseme.

 

 

1185

 

Ne kadar zorumuş (1) eylemek ihsan...

Durmadan yapsan da, bilmiyor insan;

Böyle emreylemiş Hazreti Rahman:

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Sabır ağacına oluyor yaprak,

Ayaklar altına oluyor toprak,

Gönlü bâlâlarda, kendisi alçak:

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Daim şefkat eder, görülüyor hor,

Ayaklar altına o başını kor,

Yarab, ihsan etmek neden böyle zor?

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Onlar ister bütün âlem kurtulsun,

(Zevk-ı Ebedî)yi, gelsin de bulsun,

Kendi küçük, âlem hep büyük olsun:

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Onlar hizmet eder, bilmez karşılık,

İster: karanlıklar hep olsun ışık,

Gösterirler: Hakkın perdesi açık...

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Bir yer gösterirler, biz görüyoruz,

Ölüp dirilmeden göremiyor göz:

Senlik, benlik kalmaz, hepisi: bir (yüz);

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Dostun cemalidir, ârî cifeden,

Üstünde oturur, (Kürsü)dür beden,

Kimse iman etmez onu görmeden;

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Âlem fani olur, o yüz görülse,

(fiarâben Tahûrâ): o  Cânân gülse;

Neyleyim, saklanmış bu ten kafese...

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

Cansız varanlara, o yüz, âşikâr,

Diri olanlardan gizlenir, kaçar,

(Emre)! şükür olsun, oldu âşikâr...

Bilen, bilmiyene hâdim oluyor.

 

10.1.951  Saat: 8.50

 

-------------------------------------------

(1) Zorumuş = zor imiş.

 

 

1186

 

Geçer her gün, bir türlü

Dirilir olur ölü;

Âşıkın Mâşûkası,

Mekân eder gönülü.

 

Oradan eder seyran,

Görenler, olur hayran;

Aynadır görünüşü,

Tebdil olur o her an.

 

Bazı görünür Rahman,

Bazı görünür fieytan;

Ordan alır gıdayı,

Nafaka olarak can.

 

Oradan olur zâhir,

Bazı verir penzehir;

Yılan olarak giden,

Gıdayı alır zehir.

 

Oradan damlıyor kan,

Alana olur ihsan;

Balık ağzına düşse,

Büyür de olur mercan.

 

Çıkarsa, bulur kıymet,

Ordan alınır hayat;

Ehli dünya alırsa,

Tamahı eder murtad. (1)

 

Ordan varılır Hakka,

Ordan varılır zevka;

(Emre)! bak, ihsan olur,

Eğer olursa sehâ.  (2)

 

10.1.951 Saat: 22.00

 

-----------------------------

(1) Tamah kelimesi burada, tamahkâr sıfatı yerinde kullanılmıştır. O mercanı, dünyaya tapan tamahkârlar alırsa, bu mercan onları mürted eder.

(2) Sehâ = cömertlik.

 

 

1187

 

Birgün olur, eder zuhur;

O eden, ebedî durur;

O hazinenin kapağı:

Bizi yutan zalim gurur.

 

Açılacak, biz yok olsak...

Ateştendir, değil toprak;

Kur'anda söylemiş Ahmet:

Meydandadır, uyan da bak.

 

Tarif eder bütün lisan,

Duyana edilir ihsan;

O (İl)e ulaşmak için,

Sevilmeli (Kâmil İnsan).

 

Yana yana olmalı kül,

Damla iken olmalı göl;

Enginlerde bütün derya:

Mutlak etmeli tenezzül.

 

Varıp almalıdır himmet:

Deryadan alınır devlet;

İçmeyince hiç alınmaz

Ahmedin verdiği lezzet.

 

Böylece etmiştir tarif,

Men lem yezuk, hem, lem ya'rif (1)

Onda fani olmak lâzım,

Bu hâli bilemez zarif.

 

Varıp, alıp içmeyince,

Bu varlıktan geçmeyince,

(Emre) seyran edilir mi,

O âleme göçmeyince?..

 

14.1.951  Saat:18.45

 

------------------------------

(1) Men lem yezuk lem ya'rif = tatmıyan bilmez.

 

 

1188

 

Ben gidersem, hâliniz zindan olur,

Su yerine içtiğiniz kan olur;

Eğer sizler halime uymazsanız,

Durduğunuz kâşane, viran olur.

 

Hayattayken, gelin bu hale uyun,

Söylediğim sözleri Haktan duyun;

İyi değil isyan, edin itaat,

İnat denen zalimi elden koyun.

 

Gaddar isyan, kimseyi koymaz serbest;

Zehirlidir, etmeyin sizler heves;

Birgün olur, uçar bu can bülbülü,

Âdet budur, kırılır birgün kafes.

 

Çağrılır birgün bu can bülbülü,

Dosta doğru götürür bu gönülü;

Her ne kadar diri ise bu (Emre),

Can giderse, bedeni, olur ölü.

 

Söz tutmıyan, mutlaka olur pişman;

Duyurmıyan, içinizde bu düşman;

Bu zalimin sizlere ettiği hâl,

Taltif edip götürdüğü yer: zindan.

 

Elinizi, kolunuzu o bağlar,

Gezdirdiği yerler taş ile dağlar;

Kendi düşen, ne kadar sabreylese,

Ağlamaz derler ya, hem de çok ağlar.

 

Kalırsınız birgün mutlaka nâçâr,

Size söz söyliyen, yerine kaçar;

Her ne kadar kapalıysa dediğim,

Kalırsınız birgün mutlaka nâçâr,

 

Adet budur, götürür, alır Yâri,

Duymıyanın âhü efgandır kârı;

(Emre) aldı, sattı; ticaret yoktur,

Dostu ile bir olduğudur kârı.

 

15.1.951   Saat:20.00

 

 

1189

 

Güvendiğin vücut, dopdolu illet;

Neden, bilmiyerek ederiz minnet?

Benim! dedirttirir bu zalim gaflet;

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Ağrı, acı ile yuğrulmuş beden;

Dönüp de severiz bunu, bilmeden;

Hiç ibret olmuyor gelip de giden

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Kandan yuğurulmuş bu fani cihan...

Muhabbet ediyor bu gafil insan.

Seversen, doldurur gözlerine kan...

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Dört yanı doludur ağrı ve acı,

Ateşe benziyor biten ağacı;

Kimseler bulmamış buna ilâcı...

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Yaradan, düşürür hep birbirine;

Varlığı hayaldir, nasıl görüne?..

Elini uzanan, düşer derine; (1)

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Yetmişiki millet benim! der, tutar;

Tutulan, düşmandır, aldatır, yutar;

Hazmedip kan eder, geriye satar;

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Gaddar: birbirine daim düşürür,

İçinde yaşatmaz kimseleri hür;

Geriye çekilen, ibretle görür;

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Uyuşturmak için yutturur afyon,

Yüzbin çeşit oynar, sevene, oyun;

(Emre) nasıl desin, tükenmez, uzun...

Uykudan uyanmak ne kadar zordur...

 

Seveyim dersin de çekilmez nazı,

Acı acı söyler, bitmez avazı;

Tamuda çalınır zalimin sazı,

Gaflette durana işitilir hoş. (2)

 

Seven, birbirine her daim düşer,

Öldürüp gömmeğe toprağı eşer,

Gaddarın elinden ne çeker beşer,

Gaflette durana işitilir hoş.

 

Seven, birbirine oluyor düşman;

Kimlere eylemiş bu zalim, ihsan?

Âdemle Havvâdan doğmuş her insan;

Gaflette durana işitilir hoş.

 

Birbirine düşen, hepisi kardaş...

Bölük bölük olur, ederler savaş...

Bu doğan (Deccal)a, Mehdî! gel, ulaş!

Gaflette durana işitilir hoş.

 

Hiçbir dinsiz millet, burda yaşamaz;

Mutlak helâk olur, daim koşamaz;

Ya put sevmelidir, veyahut namaz.

Gaflette durana işitilir hoş.

 

Her dinin bir ucu Hakka dayanır,

Din bir yoldur; giden, mutlak uyanır,

(Emre) vardı, gitti, Dostunu tanır...

Gaflette durana işitilir hoş.

 

24.1.951   Saat:8.30

 

-----------------------------------------

(1) Elini uzanan = elini uzatan. Adana'da böyle kullanılır.

(2) Bu dörtlükte nakarat mısraı değişmiştir. Çünkü tam bu sırada oda dışından ayak sesleri işitilince Y.Y.Emre kendine gelmiştir. Tekrar söylemeğe devam edince, bu sefer  nakarat başka doğmuştur.

 

 

1190

 

Her yana dönersem, sensin görünen,

Kendime gelirsem, sensin bürünen;

Alan, satan sensin, ne eyleyim ben...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Altı taraf oldu görünen kıble,

Aşikâr edene kopar velvele;

Secde ediyoruz biz güle güle,

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Kendimizden geçip kılarız namaz,

Dört İmam bizdedir, Gönlümüz Hicaz;

Bize uymıyanlar seni bulamaz...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Sende gaip oldu göz ve kaşımız,

Senesiz ve günsüz yaşar yaşımız...

Tamuyu söndürür bu göz yaşımız...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Sadâmız geliyor daima Dosttan,

İşitilip, olur dillere destan,

Her yanı eyledik bağ ile bostan...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Durmaz meyva verir, gıdası kelâm,

Yiyip hazmedene duyulur ilham;

Bu hali bilenler ediyor bayram...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Aşıklar bilirmi dünya, âhiret...

Korkutmaz, keyf vermez cehennem, cennet;

Bir altın; bir pula eder mi minnet...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Mâdem (Uçmak) bina; hep olur harap:

Allahtan kuluna edildi hitap:

Aramızda sana olurlar hicap.

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Eğer biz yanarsak, bunlar da yanar...

Varlık bir perdedir, edilmiş karar;

Arzusu olanlar, boşuna arar...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

(Emre) işitsin de kendini yaksın,

Ayaklar altına külü bıraksın,

Yokluk âlemine gitsin de baksın...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

Duyduysa kulağın, sen uyan artık,

Söylenen sözlere varamaz (Mantık);

Gösterdiğin o yüz, daima açık...

fiaşkına döndürdü Yar, senin aşkın.

 

27.1.951   Saat:7.40

 

 

1191

 

Kimler ne ederse, çıkar, başına,

Ettiği ibadet gider boşuna;

Hakikati koyup, dolanır zindan;

Bir zaman sonra da gider hoşuna.

 

Ele taş atanın, başına değer;

Kabahat eyleyip, hâlini öğer;

Bir zaman ayıkır; fakat geç olur;

Kendi eli ile başını döğer.

 

Allahın bir ismi: (Settârül'uyub);

İster ki, bir kulu olmasın mahcup;

Diğer bir ismi de (fiedîdül'ikab),

Kalbden kalbe verir ateşten mektup.

 

İblislik edene o basar nişan;

Evveli zevk olur, sonu perişan...

Bir adı (Gaffar)dır, deryadan affı,

Suçunu bilip de olana pişman.

 

İsyan edenlerin tövbesi makbul,

Fakat ettirenler nefsi tenezzül.

Yârab! sana mekân - senden işittik -

Temizleyip, seni bekliyen gönül.

 

Dostum! senden başka yoktur arzumuz...

Bütün söylediğin sözlerin: rumuz,

Bazı muhit olan lezzetlerin var,

Canı veren alır, değildir ucuz.

 

(Emre) canı ver de, var, o taddan al,

Ondan gayri varlık, güvenme, hayal...

Bütün söylediğin senden sanadır,

Zuhur eden hâlden kendin ibret al.

 

Tutan: Ruşen Mirici.    31.1.951  Saat:8.25

 

 

1192

 

Ey Yaradan, ey Yaradan!

Nefsim vurdu, doldurdu kan...

Nice Veliyyullah çekti

Kalbe açılan yaradan...

 

Zalim oldu birçok mazlum,

Merhametten oldu mahrum;

Nefse esir olanlara,

Kanundur, demez: kulum!

 

Niçin böyle ettin karar?

Vicdanı yok, eder zarar; (1)

Aşkta fani olmuş iken,

O zalim, ettirir inkâr.

 

Bizler nasıl olalım has?

Zalim, yapmış gönüle pas...

Sensin Âdil, sensin Hâkim,

Kimseye etmenğ (2) iltimas.

 

Yalvarırız yine sana,

Aman fırsat verme ona;

Nice peygamber aldandı

Nefis denen o fieytana...

 

Senin elinde kurtarmak

Yine sensin kurtaracak...

(Kur'an)dan çok söz işittik,

Lutfeyledin, dedin : yasak!

 

Sen yakınsın duyanlara,

Duyanlara, uyanlara;

Durmaz, Cibril ilân eder,

Kanununu, her yanlara.

 

Ben suçluyum, bana hitap;

Suâle veremem cevap;

Yalvarırım sen Rahmana:

Önüme çıkarma hesap.

 

Sen uyandır ben âcizi,

Uydum, gaibettim izi;

Sana isyan edenlerin,

Çeşit çeşit döner benzi.

 

Bilirim ki böyle usul...

Olur muyum acep makbul?

Güvenirim, mutlak olur,

(Emre)nin dileği kabul.

 

Kullar mutlak eder isyan,

Uyanır da olur pişman;

Kimsenin kuvveti yoktur,

Affın çoktur, senden gufran...

 

Tutan: Vasfiye Değirmenci.   31.1.951   Saat:11.10 'da

Kaynak yaparken doğmuştur.

 

------------------------------------

(1) Vicdanı olmıyan insan zarar eder.

(2) Etmenğ = etmezsin.

 

 

1193

 

Hâlimizi sensin bilen,

Gönlümüze giden, gelen;

Sana doğru yollanınca,

Zalim nefis der ki: eğlen!

 

Daima düşürür dara,

İnsafsızdır, hem zarara;

Senin yoluna gideni,

Eylemek ister avara.

 

Nice sihir var dilinde,

Kokulattığı gülünde...

Birçok yetmişbin hicabı,

Tutar o gaddar, elinde.

 

Nasıl deyim ona yanlış...

Emrindir, böyle yapılmış;

Bir yüzü bahara benzer,

Öbür yüzü şiddetli kış.

 

Herkesin kalbinde durur,

Halîm değil, gayet mağrur;

Bilirim ki, sen eyledin,

İmtihan etmeğe memur.

 

Yaparsın yerli yerince

Razı oluruz görünce;

fiükür, mes'ul edemezsin,

(Emre) sana can verince.

 

Tutan: Vasfiye Değirmenci.   31.1.951   Saat: 11.20'de

Kaynak yaparken doğmuştur.

 

 

1194

 

Gönül! acep sen de olunğ mu islâh?.. (1)

Bâri vâdettiğin, olaydı essah... (2)

Kurtulmak istersen, sendedir dilek,

Sâdık olmaz isen, bulamanğ felâh. (3)

 

Hiç kabul olur mu ikinci tövbe?..

Hadis: hatâ, demiş, tekrar tecrübe; (4)

İlim kitabından hayır görür mü,

Alıp yükletirsen sen bir merkebe?..

 

İndirip açamaz, yoktur parmağı;

Beş değil de birdir onun tırnağı;

Mantık kitabını açsan önüne,

Bırakır, seyreder bahçeyi, bağı.

 

Sen söylersin, dinler kendi hâlini,

Fidanı bilemez: ince, kalını;

Kıymetini bilmez gülün, çiçeğin,

Döner harabeder nazik dalını.

 

İşi gücü onun, daima şektir, (5)

Kendinin gübresi ona döşektir;

Kutnu kumaşlardan giydirsen palan, (6)

Neyliyelim, hayvan, yine eşektir.

 

Nerden gelir, bilmez, kendine zarar,

Kendinin gübresi kendine kokar;

Yetişmezse, yolda, burnuna gübre,

Başını döndürür, gözüyle bakar.

 

Bütün hayvanatı câmidir insan;

Yaradan, eylemiş böylece ihsan;

Öbür sıfatlardan eğer kurtulsa,

Kalbinde tek kalır Hazret i Rahman.

 

(Emre)! ıslâh eyle, elinde fırsat;

Onlardır, vermiyen, dimağına tad;

Herbiri bir huyda; eyle dışarı...

Birisi kalırsa, çok verir fesat.

 

Onlardan kurtulur, (tek meşrep) olan;

Dost ile bir olur, yalnız kalan.

Ne kadar lûtfetsen, idrâk edemez;

Arzusundan başka bilir mi hayvan?..

 

(Emre)! idrâk eyle: nefsine lâyık;

Senden sana söyler, işit de ayık!

Kimseyi, sözüne sen tutma hedef,

Mâşuktan ayrılmaz daima, âşık.

 

Kendinden ayırmaz sözü duyanı,

Hâliyle muhittir bütün her yanı...

(Emre)! Kimselere sen etme isnad.

Mevlâ affetmiştir kefen soyanı.

 

Günahın büyüğü: eli kınamak;

Zıyaya yaklaş da sen gönlüne bak.

Âzâların yönü ön taraftadır,

Çukura düşürmez, toprağa bakmak.

 

Acep sen Allahın vekili misin?

Halkı hor görenin, sen, dili misin?

Ele cellât lâzım, sana ne lâzım?..

(Mansûr)u asanın bir eli misin?

 

Mevlâya yakından hep doğar şefkat,

fieytana yakından doğar mel'anet;

(Emre)! söyliyeni tanıdı isen,

Sen kendi hâline eyle merhamet.

 

Tutan: Vasfiye Değirmenci.   31.1.951   Saat : 12.20'de

Kaynak yaparken doğmuştur.

 

---------------------------------------

(1) Olunğ mu? = olur musun?

(2) Essah = esahh, sahih, ciddî, doğru.

(3) Bulamanğ = bulamazsın.

(4) Tecrübe edilmiş şeyi tecrübe etmek, hatadır. Men cerrebelmücerreb hallet bihinedâme.

(5) fiek kelimesi, burada, (aksi, ters) sıfatları yerinde kullanılmıştır.

(6) Kutnu kumaş = pamukla ipekten yapılmış bir nevi kumaş; sonradan yüksek kaliteli ipek kumaşlara da denmiştir. fiam kutnusu.

 

 

1195

 

Benim bütün hâlim devreder, döner;

Bu aklı terkedip öğrenmek hüner...

Her gözler görürse, ışığı söner,

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Canım Mevlâ ile: daima sağım,

(Erinî) diyene tutuşur dağım,

Ahmed-i Muhtar'dan yanar ocağım,

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Cibrîl-i Emin'le daim gidenim,

Aranan Hudâ'yı saklar bedenim,

Siper eylemiştir Mevlâyı tenim,

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Gözüm rastgelmiştir, yanınca, ona,

Durmaz, seyrediyor hep kana kana,

Mûsâ'ya görünür o Tûr-u Sînâ,

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Muhammed olana (Mescid'Aksâ)yım,

Üçüncü makamda duran İsâ'yım,

(Fir'avn)ı, (Karun)u bekler Mûsâ'yım,

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Ne biter, tükenir mülk ile malım,

Gafil olanlara daim hayalim,

Âşık olanlara hazır (Cemâl)im,

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Mansûr'un dilinden dedim: ENELHAK!

Onun ile oldum belâlara gark,

(Emre) nasıl etsin bu halleri fark...

Arzu sahipleri bilemez beni.

 

Tutan: Vasfiye Değirmenci.   19 fiubat 1951   Saat:13.30'da